ETAP1 : ASYA
ETAP2 : KUZEY AMERİKA
ETAP3 : GÜNEY AMERİKA
ETAP4 : AFRİKA
ETAP5 : AVRUPA
 
ÜLKELER ...
Kanada
Güncelleme Tarihi: 26.4.2010
Gün: 355
Yapılan Yol: 29385 km.


İLK YAZI
1 SONRAKİ
SON YAZI

Yeniden yoldayız

22 Nisan 2010 Perşembe. Dünya seyahatimin ikinci etabına başlamak üzere Türkiye’den uçakla ayrıldım. Nereye mi? Toronto’ya (Kanada). Bu sefer yalnız değilim; yanımda Buket de var. Toronto’da 3 gece kaldıktan sonra Vancouver’a, Kanada’nın öbür ucuna uçacağız. Bizi Toronto’da bu kadar kalmaya zorlayan sebep, orada yaşayan eski dostlarımızla, Pınar ve Taner’le -ve tabii kızları İmge ile- özlem gidermek.
Pinar-Taner çiftiyle, Toronto´da
Bu arada ne mi oldu? Vladivostok’tan arabayı Yeni Kıta’ya gönderip, ben de uçakla evime döndükten sonra yaklaşık 5.5 ay geçti. Kanada’daki Maersk’ten (arabamı taşıyan nakliye firması) konteynerin Vancouver limanına varacağı güne ilişkin bilgi ulaştıktan sonra, arabamı teslim almak üzere Vancouver’a gittim. Maersk’ten daha once aldığım korku filmi etkisi yaratacak bilgilerin tamamının aksine, son derece sorunsuz bir operasyonla gümrük işlemlerini tamamladım. Liman bölgesine görevlilerden başkasının giremiyor olması nedeniyle “kamyoncu” (trucker) firma aracılığı ile konteynerinizi getirtip, onlara ait depoda aracınızı teslim alıyorsunuz. Teslim alıyorsunuz da, benim gibi aracınızın 3. şahıs mali mesuliyet sigortasını önceden yaptırmamış olursanız, arabanızı kullanmanıza müsaade etmiyorlar. E, ne yapacağız? Kamyoncu şirketinin ofisinden birkaç sigorta şirketini telefonla aradım. Hayatlarında yabancı plâkalı bir araca sigorta yapmadıklarından, kimse bu işin prosedürünü bilmiyor. Sonunda, bu tür bir sigortayı böyle alelacele yaptıramayacağım ortaya çıktı. Bu durumda, Lando’yu alıp da otele dönmek fikri suya düşmüş ve “B plânı”nı uygulamaya koyma zorunluluğu hâsıl olmuştu; olmayan B plânını… Lando’yu üzerine yükleyip de naklettirebileceğim bir çekici için ofisteki Sophie’den yardım istedim. Bana hemen bir çekici firması buldu. Gönderdikleri araç gelene kadar da arabayı konteynerden çıkartacak yeterince vakit var. Bu pek kolay değil tabii. Arka lâstik havalarını bir miktar düşürmem lâzım. Aslında, üstteki çadırın konteyner kapısının üst pervazına takılmaması için, Vladivostok’taki yükleme sırasında neredeyse jantlara kadar indirmiştim. Burada da yine o kadar indirmem gerekli ama, önce arabanın ilei-geri kaymaması için tekerleklerin ön ve arkasına çaktıkları 10x10 kalasların üzerinden atlatmam lâzım. Lastik havalarını tümüyle indirirsem, araba o kalasların üstüne tırmanamaz. Hiç indirmezsem kalasların üzerine çıktığında çadırın üstü konteynerin tavanına sürter. Bu yüzden önce ilk aşamayı kurtaracak kadar indireceğim, sonra da tamamiyle indirip kapıdan çıkacağım. Tabii, daracık konteynerin içinde tüm bunları yapmak biraz zor. Arabayı sabitlemek için yaptıkları halat gergileri keserek çıkarttım. Arka lastik havalarını biraz azaltıp arabanın arkasını yaklaşık 5cm alçalttım. Tam bu sırada orada çalışan işçilerden yaşlı birisi yanımda bitti; hani, her işe burnunu sokup, akıl öğretmeyi kendine, yaşamasının gereği bir misyon olarak biçmişlerden… “O…” dedi “öyle çıkmaz. Kalasları yerden sökmen lâzım”. “Yok…” dedim, “hallederim böyle”.
-          Dur bi dakka, manivela getireyim de kalası sök.
-          Yok hocam, Valla gerekmez. Zahmet etme!
-          O zaman lastiğin havasını indirme, kalasa tırmanamazsın.
-          O zaman tavana değerim.
-          Yok, bişi olmaz, indirme.
-          Aaa, seni çağırıyorlar galiba. Yardımına ihtiyaçları varmış.
-          Boşver, onlar halleder.
-          Bak, kuş uçuyor.
-          ….
Amcamın dikkatini başka bir noktaya tevcih edip, işimi biran önce bitirmenin telaşıyla arabaya atladım, motoru çalıştırıp geri vitese taktım. Bir an önce konteynerden çıkmalıyım, yoksa bu adamla papaz olacağız. Kalası atladık, biraz daha geriye alırken bir çatırtı duydum, araba hafifçe sarsıldı ve arka tekerlek konteynerden dışarıya indi. “Allah Allah. 10x10 bir kalası bu ağırlıkla kırmam mümkün değil. Niye böyle çatırdadı ki acaba?”.
Ön tekerlekleri de indirip, Lando’yu emniyetli bir köşeye çektim. Ortalığı toparlamak için arabadan inerken hatırıma, konteynerden çıkmadan hemen önce, arka lâstik havalarını tümüyle indirmem gerektiği geldi, acıyla. …ve çatırtının sebebi çıktı meydana; çadırın üstünü konteyner kapısının üst pervazına takmıştım. Çadırın şakûlü hafiften kaymış ve yandan bakıldığında dikdörtgen olan profil görüntüsü, üstten öne doğru kaykılmış bir “paralelkenar”a dönüşmüştü. Beni müthiş fikirleriyle meşgul eden ve 3 kuruşluk aklımı da başımdan alıp götüren sakallı amcaya döndüm. Hiddetimden nasibini alacağını anlamış olmalı ki, sessiz ve yavaşça oradan uzaklaştı; arkasına bile bakmadan. Yapacak bir şey yok. O sırada gelmiş olan çekicinin indirilen rampasından kamyonun üzerine tırmandım. 2 gün öncesinden peylediğim bir deponun adresini verdim şoföre, yollandık.
Ertesi gün Vancouver’da son günümdü. Önce internetten bulduğum tüm sigorta şirketlerini telefonla aramaya başladım. Hiç birisinden ümit yok. Bu arada Horizons Unlimited’dan (dünyada seyahat eden binlerce motosikletli gezginin üyesi olduğu bir grup, bazı benim gibi arabalılar da üye) yardım istedim. Her kafadan bir ses çıktı. Ama, ses çıkan her kafa ya Amerikalı ya da Kanadalı, ya da, kendi ülkelerinden sahip oldukları 3. şahıs mali mesuliyet sigortaları Kuzey Amerika ülkelerini de kapsayan kişiler. Dolayısıyla, verilen akılların hiç birisi, benim durumumla örtüşmüyor. Bazıları, Amerika’dan bazı sigorta şirketlerini önerdi. Onları aradım; ancak arabanın Amerika’da olması durumunda Kanada’yı da kapsayacak bir sigorta yapabileceklerini söylüyorlar. Son çare, babadan kalma yöntemle, sokak sokak dolaşarak sigorta şirketi aramak. 3-4 saatlik bir yürüyüşle, yolda gördüğüm tüm tabelâlara daldım. Sonunda acentelerin birindeki adam, bir dizi telefon konuşması ardından, derdime çare olacak bilgiye ulaştı. Tam anlamadım ama, bu işi ancak Kanada’nın Millî Reasürans Kuruluşu diyebileceğim bir yerin çözebileceği ortaya çıktı. Adamın telefonda görüştüğü hanıma benden aktardığı bilgiler karşılığı aldığı cevap, tam da benim gibiler için gereken sigortanın yalnızca onlar tarafından yapılabiliyor olduğunu gösteriyor. Ancak, mesainin bitimine 1 saatten az var ve benim oraya yetişmem imkânsız. Zaten artık gerek de yok, çünkü ertesi gün ayrılıyorum. Adres ve telefon numarasını alıp, adama teşekkür ettikten sonra, acenteden ayrıldım. Bu işi de çözdük, neyse.
Türkiye’ye döndükten sonra ne mi oldu? Yılbaşına doğru Avustralya’ya, Alican’ın yanına gittik. Ondan sonra da, seyahatle ilgili hazırlıklara başladım. 5 haftalık -başlangıç seviyesinde- İspanyolca kursuna gittim. İstanbul ve Ankara’da, çeşitli yerlerde, seyahatle ilgili 6 fotoğraf gösterisi ve söyleşi yaptım. Bir kez -TV8’de- bir Pazar sabahı, magazin programına konuk oldum. Size daha önce meşhur olacağımı söylemiştim; şöhret basamaklarını hızla tırmanıyorum, gördüğünüz gibi. …ve yeniden yollara döküldüm (bu sefer, döküldük).
Buket, seyahatin bu etabının ilk 1-1.5 aylık kısmında, Alaska ve Kanada bölümlerinde katılacak bana. Onu Haziran başında Türkiye’ye gönderdikten sonra da Alican Avustralya’dan geliyor; Seattle’dan itibaren Amerika’nın batı kıyılarında 6 hafta kadar bana eşlik etmek üzere.
Şu anda, Toronto’dan Vancouver’a doğru uçmaktayız. Bugün 25 Nisan Pazar. Sabah saat 09:30 civarında Pınar-Taner çifti bizi havaalanına bıraktı. 3 günlük birlikteliğimiz onlar için de, bizim için de çok keyifliydi. Ayrıca, okuldan beridir, yani yaklaşık 28 senedir görmediğim Tuğrul’u görme, eşi (Nilgün) ve kızı ile tanışma fırsatımız da oldu; tabii yine Pınar-Taner çifti sayesinde. Sağolun hepiniz, çocuklar!
Yarın sigorta işini halledip arabayı almaya gideceğiz. Bu kadar zaman yattıktan sonra Lando’nun aküsü marş motorunu döndüremeyecek, eminim. O yüzden başka bir arabadan takviye yapmak lâzım. Ayrıca, bugün havaalanından otele, yarın otelden depoya gitmek için de bir arabaya ihtiyacımız olacak. Hem havaalanı, hem de depo, şehir merkezinden hayli uzak olduğundan, taksiyle gidip gelmek bayağı tuzlu oluyor. Buralarda toplu taşıma ise hak getire. O nedenle, Vancouver’a indiğimizde teslim almak üzere bir kiralık araba rezervasyonu yaptırdım. Lando’yu çalıştırdıktan sonra, otele kadar Buket götürür, sonra da teslim ederiz. Böylece bir sürü dertten de kurtulmuş olacağız. Tabii, Lando’nun, takviyeye rağmen de çalışmaması gibi -düşünmek bile istemediğim- bir inadı çıkmazsa karşımıza.
Sonrasında birkaç gün daha Vancouver’da geçirmek zorundayız. Arabayı gümrükten çıkarmak için geldiğimde yapmayı planlamış olduğum, ancak, evdeki hesabın çarşıya uymaması yüzünden halledemediğim birkaç acil iş var, yapılacak. Ulaanbaatar’da, motor kapağı değişirken yenilenmesi gerekip de, yedekleri olmadığından değiştiremediğimiz supap keçelerini değiştirmek; yine Moğolistan’da arızalanan ve önceki gelişimde yanımda getirdiğim klima evaporatörünü değiştirmek; arabayı indirirken konteynerin pervazına takıp da yamulttuğum ve başıma ne türlü bir iş açacağını dahi bilemediğim çadırı onarmak; Kolyma Yolu’nda çamura battığım sırada boğulup, yuttuğu çamur nedeniyle bir daha çalışmama kararı alan Eberspacher hava ısıtıcısını, Buket’i yolda üşütmemek için onartmak… Bu işleri tamamlamadan yola çıkmamam lâzım.
Şimdilik bu kadar. Vancouver’a indikten sonra olanları, bir sonraki yazımda okuyacaksınız.
Bizi izlemek ve mesajsız bırakmamak konusundaki kararlılığınızın devamı ümidiyle…
Anasayfa | Başlarken | Araç ve Hazırlık | Rota | Ülkeler | Destekçiler | İletişim


Facebook Paylaş