ANASAYFA
BAŞLARKEN
ARAÇ VE HAZIRLIK
ROTA
ÜLKELER
YOL İZLERİ
FOTOĞRAF GALERİSİ
DESTEKÇİLER
BEN KİMİM?
İLETİŞİM
Turkce English
ETAP1 : ASYA
ETAP2 : KUZEY AMERİKA
ETAP3 : GÜNEY AMERİKA
ETAP4 : AFRİKA
ETAP5 : AVRUPA
ETAP6 : FİNAL
 
ÜLKELER ...
Meksika
Güncelleme Tarihi: 21.3.2011
Gün: 684
Yapılan Yol: 72238 km.


İLK YAZI
ÖNCEKİ 2
SON YAZI

San Cristobal’den devam; San Juan Chamula ve Tonina :

San Cristobal’de, yazımı bitirdikten sonra, akşam bir dans gösterisine gittim; Palenque Rojo Dans Grubu’nun. Maya Krallari’ndan II. Kan Joy Chitam’in hikâyesi. 1 saat 20 dakika süren dans gösterisi gerek dansçıların performansı ve kostümleri, gerek ses ve ışık efektleri ve dekor, gerekse tüm bunlarla yaratılan ve insanı içine alan, hatta hapseden ortamı nedeniyle etkileyici; dahası ürpertici. Bana, fazla agresif geldi. Gösteriden çıktığımda hafiften serpiştiren yağmur ve serin havayla, kaldığım pansiyona yürüyene kadar kendime gelmeye çalıştım. Geldiğimi söyleyemem; gece gösterinin sahnelerini yeniden yasadığım kâbuslarla zorluydu, gerçekten.
17 Mart Perşembe günü San Cristobal’den ayrıldım. Önce San Juan Chamula’ya gideceğim.
Chiapas’ta yaşayan 4.2 milyon insanın yaklaşık 1.25 milyonu yerli. Toplam 8 kabileden oluşan yerli halkın çoğunu Tzotzil ve Tzeltal kabileleri oluşturuyor. San Juan Chamula da Tzotzil kabilesinin yaşadığı bir köy. Aslında, bu civarda yaşayan yerliler, köylerde, yani köylerin içinde yaşamıyorlar. Çoğu, köyün dışında ve dağlarda dağınık olarak yaşıyorlar. Aynı, Alaska ya da Kanada’daki yerli kabilelerin yaşantıları gibi. Köylere ancak alış-veriş için, ellerindekini, kendi ürettikleri ya da yetiştirdiklerini satıp, karşılığında ihtiyaçları olanları satın almak için iniyorlar. Buradaki insanların hemen hepsi, kendi kabileleri, hatta yakın yaşadıkları köye has değişik kıyafetler giyiyorlar. Tüm bu giysiler aslında köklerinin dayandığı Maya kültürünün izlerini yansıtıyor. Tzotzil ve Tzeltal yerlilerinin, birbirine benzer giysileri olsa da, aralarındaki ufak nüansları benim gibi duruma yabancı ve uzak kişilerin anlaması zor. Ancak, Tzotzil’lerin ortak bir özellikleri var ki, benim de dikkatimi çekti. Kadınların etek, erkeklerin de uzun bir ceket (daha çok bir ‘tunik’e benzer) olarak, bizdeki tiftik yününe benzer (ama, koyun olduğu kesin, çünkü bu civarda keçi göremedim pek, gördüğüm çok az sayıda olanı da hep kısa tüylüydüler) siyah yünden dokunma giydikleri giysiler tipik.
San Juan Chamula’nın görülecek en önemli, hatta belki de tek yeri Templo de San Juan. Ama, yalnızca ‘görülecek’ bir yer; mutlaka görülmesi gereken. Yalnızca ‘görülecek’ diyorum; çünkü içeride fotoğraf çekmek kesinlikle yasak. Kilisenin içine girdiğinizde yüzlerce, belki binlerce mumla aydınlanmış, o sıcakta biraz daha da ısınmış bir ortam çarpıyor suratınıza. …ve diktikleri mumların (ama, her yerde, sehpalarda, yerlerde ve başka uygun neresini buldularsa) başında, tek başına ya da ailecek mırıldanan, ya da yüksek sesle dua eden insanlar... Yaklaşık 20 metreye 50 metrelik bir galeri düşünün, içi mumlarla aydınlanmış ve sıcak… Bir sürü insan, mihraba karşı diz çökmüş, diktikleri mumlara bakarak mırıldanıyorlar. İçeride hafif bir uğultu. Yerlerde çam dikenlerinden bir örtü, mumlardan yere damlayan artıkların kolay temizlenmesi için serilmiş. Mermer zeminde bu çam dikenlerinden oluşan örtünün üzerinde yürümek hayli zor çünkü, kayıyor. Bir süre, dua edenlerin ve mumların arasında, mumlara basmamaya ve kaymamaya çalışarak yürüyüp, o insanları seyrettim. Karısı ve çocuğu ile gelen adam, elindeki mumları teker teker yakıp yere dikerken, bir yandan da yükseğe yakın bir sesle dua ediyordu. Karısı başı önünde yere diktiği gözleriyle bakarken, küçük oğlu da dizlerinin üzerinde sabırsızca kıpırdayıp, etrafta olup biteni seyretmekte; babasının dileklerine pek aldırdığı yok, anlaşılan.



Templo de San Juan ve giriş kapısının önünde ‘pazarlık’
Otobüslerle yığın halindeki turist gruplarından kaçarcasına uzaklaşıp, arabama bindim. Şimdi de sırada Tonina var. Tonina, aslında bir Maya yerleşimi. Daha sonra ziyaret edeceğim Palenque gibi Tonina da, Meksika Körfezi ile, eski adı Petén olan, şimdiki Guatemala’nın arasındaki büyük ticaret yolunu ele geçirmek üzere sürekli birbirleriyle çatışıyorlar. …ve bu çatışma Palenque kralı II. Kan Joy Chitam’ın kaçırılıp, Tonina’da başının uçurulmasıyla son buluyor ve Palenque dize getiriliyor. İşte, yazımın başında bahsettiğim dans gösterisi de bu olayı canlandırıyordu. Görkemli Tonina’dan birkaç fotoğraf :

Templo del Espejo Humeante’den (Dumanlı Ayna Tapınağı) görünüş


Top sahası

…ve kaleleri

Şelaleler ve Palenque :

Palenque’ye giderken yolda şelaleleri ile meşhur iki yer var; Misol-Ha ve Agua Azul. Misol-Ha, 35 metreden dökülen şelale ve oluşturduğu ufak bir göletle huzurlu ve sessiz. Yani, tek ses, şelalenin çıkardığı ses. Saatlerce oturup,seyredebilirsiniz. Agua Azul ise, ardarda bir dizi çavlandan oluşuyor. Sudaki minarelerin bir çok derde iyi geldiği söylentisi var. Çavlanların ardından oluşan sakin göletlere girmek için yüzlerce yerle ve biraz da yabancı turistin akınına uğruyor. Tabii, Misol-Ha kadar huzurlu olamıyor. Su yolu boyunca yukarıya doğru her düzlük, gelen bu yüzlerce turiste bir şeyler satmaya çalışan hediyelik eşya ya da yiyecek-içecek satıcılarınca doldurulmuş. Anlayacağınız, bir hercümerç. Agua Azul’ün araç park yerine yanaştığımda, “Aaa, İstanbul! Türkiye’den” falan gibi sesler duydum. Pencereden kafamı uzattığımda “Siz İstanbul’dan mı geliyorsunuz?” diye sordu, genç bir bayan. Pek Türk’e benzemiyor ama, “Evet!” dedim. Sonra Türkçe bir süre daha devam edip, tıkandığı yerde “İngilizce biliyor musunuz?” diye sordu. Uzatmadan, iki Alman hanım, ülkelerinde Türkler’le tanışıp, iyi dost olduktan sonra, Türkiye’ye gitmişler, Türkçe öğrenmişler, falan. Zaman içinde, kullanmadıkça biraz unutmuşlar ama, konuştukları kadarıyla gayet iyi ve -neredeyse- aksansızdı, Türkçeleri.

Misol-Ha şelalesi





Agua Azul’den…
O akşam Palenque’ye sıcaktan ve yorgunluktan bitap bir halde vardım. Tonina’da Maya piramitlerinin daracık ve dik merdivenlerini çıkıp inmekten, Agua Azul’de, o kavurucu sıcak ve rutubette -sanki bir halt varmış gibi- tepeye kadar tırmanmaktandı, bitkinliğim. Yarın Palenque’deki Maya şehrini gezeceğim.
Palenque yolunda EZLN’ye (Zapatista Ulusal Kurtuluş Ordusu) ait bir tabela. EZLN’nin bu ve benzeri tabelalarından, Lacandon Jungle’ındaki yol kenarlarında sık sık görebiliyorsunuz. Şöyle diyor :
“SİLAH NAKLETMEK, İÇKİLER DAHİL UYUŞTURUCU MADDELERİ EKMEK, ÜRETMEK, TÜKETMEK, YASADIŞI YOLLARLA KERESTE SATIŞI YAPMAK KESİNLİKLE YASAKIR.
DOĞANIN YOK EDİLMESİNE HAYIR!
ARTIK İSYANCI ZAPATİSTA BÖLGESİNDESİNİZ.

BURADA HALK HÜKMEDER, HÜKÜMET İSE İTAAT!”
Palenque tabii bir İspanyolca isim. Mayalar zamanındaki esas ismi ise Lakamha (‘Büyük Su’ demekmiş). Klasik dönem Maya kentlerinin en önemlilerinden olan Palenque’nin şu ana kadar gün ışığına kavuşturulabilmiş bölümü 2.5km² kadar bir alana yayılır. Bunun, Palenque’nin gerçek büyüklüğünün 10’da birinden bile az olduğu söyleniyor. Diğer ünlü birçok Maya kenti gibi UNESCO Dünya Mirasları listesine alınmış, 1987 yılında. En görkemli dönemini, yukarıda değindiğim II. Kan Joy Chitam’ın babası Pakal zamanında, MS 615-683 yılları arasında yaşıyor. Adam 80 yıl yaşamış, bu arada. O zaman için çok uzun bir hayat, tabii. Ölümünden sonra yönetimi büyük oğlu II. Chan Balam devralıyor. Ondan sonra da küçük kardeş II. Kan Joy Chitam… O da Toninalılar tarafından kaçırılıp başı uçuruluyor, falan.
900 yılından sonra Palenque tarihe ve bölgedeki jungle’a gömülüyor. Ta ki, 1837’de New York’lu amatör arkeolog John L Stephens, ressam Frederick Catherwood’la birlikte burayı keşfedene kadar. Ama, esas keşif 1957 yılında Meksikalı arkeolog Alberto Luz Lhuillier tarafından yapılıyor. Yaklaşık 15km²’lik bir alana yayılmış yüzlerce yapıdan oluşan kalıntıların bir kısmı ise halâ jungle’ın içlerine gömülü ve görünmez halde; tıpkı diğer Maya kalıntılarında olduğu gibi. Bu arada, Palenque’de kalıntıları gezerken yanıma genç bir hanım yanaştı. Agua Axul’de karşılaştığım Almanlar’dan birisi. Diğeri de peşinde… “Beni” dedim, “sayfamdan takip edecektiniz. Böyle takip etmeyi kastetmemiştim”. Biraz da orada lafladık.

Saray

Haç Tapınağı



19 Mart Cumartesi sabahı Palenque’den, erken bir saatte ayrıldım. Akşama varmayı hedeflediğim yer Montebello Göller Bölgesi. Ancak, yolda, Meksika’da göreceğim son Maya tarihi yerleşimine uğrayacağım; Bonampak’a. 450km’ye yakın yolum var. Bonampak’ı gezmenin dışında, yolun çok büyük bölümü Guatemala sınırının dibinden gidiyor olduğundan, sürekli askeri kontrol noktalarında durdurulup aranacağım. Bu bölge, güneyden uyuşturucu kaçakçılığı yapanların en önemli geçit yollarından biriymiş ve bu yüzden asker yolları sürekli kontrol altında tutuyor. Ama, sonucun pek de başarılı olduğu söylenemez. Ya da, yanlış yeri kontrol altında tutuyorlar. Ya da, burayı da kontrol altında tutmasalardı, uyuşturucu trafiği iki katına çıkardı. Ne bileyim! Vardır bir bildikleri.
Sabah kaldığım otelin otoparkındaki Lando’nun camında sürpriz bir notla karşılaştım. Şöyle diyordu :
“Selam!
Iyi yolculuklar!
- Defne”
Defne Lando’nun üzerinde yazılı web sayfamın adresini not etti mi, ettiyse girip de okumaya tenezzül eder mi, ederse bu yazıyı da okur mu, bilemem. Okursa, “Sağol Defne!”.

Bonampak ve Montebello Gölleri :

Uyuşturucu trafiğinden muzdarip Meksika’nın, Guatemala sınırı boyunca uzanan Carretera Fronteriza’dan (Sınır Karayolu) güneye inerken sağa ayrılıyor yol, Bonampak’a gitmek için. Bonampak da bir Maya yerleşimi. Erken klasik Maya dönemine ait yerleşimi 1946 yılında Amerikalı iki gezgin, bu bölgeyi gezerken, Lacandon’lu bir Maya’nın yer göstermesiyle bulmuşlar. Bonampak’ın en büyük özelliği, ana yapının orta seviyesinde yer alan Templo de las Pinturas; yani, Resimler Tapınakları. Bu ince uzun bina yan yana üç odadan oluşuyor. Duvar ve tavanları renkli fresklerle bezenmiş. Aslında, tapınağın dış duvarlarında da aynı türden resimler bulunurmuş ama, yağmur ve güneş ışınlarından hepsi solup, akıp gitmiş. Ancak içerideki freskler ve kapı üst pervazlarında yer alan kabartmalar etkileyici. …bir de Büyük Meydan’da yer alan 1 numaralı, II. Chan Muwan’ı betimleyen dikilitaşı.

Bonampak Büyük Meydanı ve ana yapı

1 numarali dikilitaş

Templo de las Pinturas’taki üst pervaz kabartmalarından

…ve odaların içindeki duvar fresklerinden

Buradaki surat profili sanki yarım kalmış gibi



Ana yapının arkasındaki kalıntılardan. Ağaçlar, merdivenleri yararak çıkmış. İşte bu jungle’ın içinde kaybolup gitmiş, kalıntılar
Montebello Gölleri, Carretera Fronteriza’nın güneydeki kısmında yer alan, 50’nin üzerindeki gölden oluşan bir bölge. O akşam, karanlıkta Tziscao Gölü kıyısına ulaştım. Burası aynı zamanda Tziscao Köyü. Her yer karanlık, tek tük yanan ışıklar dışında. Yer yer birkaç tabelada bir ekoturizm merkezinden bahsediyor ama, o tabelalarla yerini bulmak için kâhin olmak lâzım. Uzun aramalardan sonra bulduğum ekoturizm merkezindeki görevliye kör -topal İspanyolcam’la bir şeyler anlatmaya çalışırken, onun İngilizce bildiği çıktı ortaya. Üstelik, oldukça da iyiydi; en azından benim İspanyolcam’dan kat be kat daha iyi. Mario, ailesiyle orada yaşıyor ve bir yıl boyunca ekoturizm merkezinde görevli. İngilizcesini soruyorum, nerede öğrendiğini. Daha önce 3 kez ABD’ye gitmiş, kaçak olarak. İlk gidişinde 1 sene kadar kalmış ve kursa gidip, İngilizce öğrenmiş. Son gidişinde ise 3 yıl kalmış ve iyi bir ücretle çalıştığı işten para biriktirerek dönmüş, memleketine. O parayla bir ev yapmış kendine, bir arazi almış ve kahve, mısır ekmeye başlamış, araba almış v.s. Evli ve biri yeni doğmuş 2 oğlu var. ABD’ye nasıl geçtiğini söyleyeyim mi? Üç seferinde de Arizona Çölü’nü yürüyerek…
Tziscao Gölü kıyısında o gece çadırı açtım. Gece uzun süre yağmur yağdığını duydum, uykumun arasında. Sabah ise, göle inen bulut ağaçlarda ve her yerde yoğunlaşmış, yere yağmur olarak iniyordu. Çadırı açtığım yerden tuvalet ve duşların olduğu binaya gidiş-gelişimde yeteri kadar ıslandığım yetmezmiş gibi, çadırı toplayıp arabaya yerleşene kadar da iliklerime kadar ıslandım.

Tziscao Gölü kıyısında
20 Mart Pazar sabahı kamp yerimden ayrıldıktan sonra, ana yoldan yarılıp Laguna Pojoj ve Cinco Lagunas’a uğrayıp çıktım.

Laguna Pojoj

CincoLagunas (Bes Göller)
Pazar öğleden sonra, saat üç buçuk cıvarında, Meksika’daki son gecemi geçireceğim Comitan’a vardım.Turistik bir özelliği olmayan kasabada her yer çoktan kapanmıştı bile. Ufak bir otele yerleştim, akşam soğuyan havada titreyerek yakın bir lokantada yemek yedikten sonra, odama çekildim.
Pazartesi sabahı, Guatemala sınırına doğru yola çıktım. Sınırdan hemen önce, cebimdeki tüm Pesolar’la motorin aldım; Guatemala’da petrol ürünleri çok pahalı (Türkiye’den bile pahalı) olduğu için. Meksika’daki işlemlerim 5 dakikadan kısa sürdü ve Guatemala’ya doğru yollandım.
Böylece, ilk seferinde 62, bu sefer de 11 gün olmak üzere toplam 73 gün kaldığım Meksika’dan şeytanın bacağını kırıp, çıkmış bulunuyorum. Kolay değil, neredeyse 2 buçuk ay. Hiçbir ülkede bu kadar uzun zaman geçirmedim şimdiye kadar;Türkiye dışında.
Gelecek yazı Guatemala’yla başlıyor.
Sağlıklı, mutlu günler.
Ali Eriç
22 Mart 2011
Antigua / Guatemala
Anasayfa | Başlarken | Araç ve Hazırlık | Rota | Ülkeler | Destekçiler | İletişim


Facebook Paylaş