ETAP1 : ASYA
ETAP2 : KUZEY AMERİKA
ETAP3 : GÜNEY AMERİKA
ETAP4 : AFRİKA
ETAP5 : AVRUPA
 
ÜLKELER ...
İtalya
Güncelleme Tarihi: 27.5.2012
Gün: 1117
Yapılan Yol: 126308 km.


İLK YAZI
1
SON YAZI

İtalya

Akdeniz’in kıyısından devam ediyorum, Cenova’ya doğru. Yolum yine, Cenova’ya giden otoyol yerine, sahilin dantel-kıvrımlarını takip eden dar ama keyifli karayolu. Hava pırıl pırıl. Yanılmıyorsam, Fas’ın kuzeyinde, Rifler’i geçerkenki o göz açtırmayan yağmurlardan sonra, fazla bir yağmur görmedim, neyse ki. Akşamları bazen atıştıran ufak sağanakları saymıyorum. Geceyi, Maurizio’ya yakın bir kampingde geçirmek üzere durdum. Fransa’da yaşadığım problemi burada da yaşamak istemediğim için, kampinglere erken giriyorum, artık. Acelem de yok, bir yere yetişmek zorunda değilim. O yüzden, gün içerisinde geç saatlere kadar yol yapmıyorum.

Maurizio; Akdeniz sahilinde küçük bir sahil kasabası

Maurizio’dan Cenova’ya doğru Akdeniz rengi

Yoldan… (Camdaki ufak lekeler için yapabileceğim birşey yok. Fas yazılarımdan birisinde bahsetmiştim; Batı Sahra’da yaşadığım kum fırtınasında ön cam -hele farlar- kum taneleri tarafından ‘oyuldular’)
Ertesi gün yine, Cenova’ya kadar sahili takip etmeye de devam. Cenova’da kısa bir gezinti ve yemek molası verdim. Demin söylediğime inat, hava kapalı burada. Yağmur yok ama, hava bulutlu.

Cenova’nın daracık meydanlarından birisi, Piazza Banchi

FerrariMeydanı’nda, Cenova’nın eski borsa binası (Palazzo della Borsa)

Neptün Kalyonu. Yakın tarihte birçok korsan filmi çevrilmiş. Bunlardan biri de 1986’da bitip, vizyona giren Roman Polanski’nin yönettiği “Korsanlar” (“Pirates”) filmi. İşte bu da, o filmde kullanılan Neptün Kalyonu. Şimdi Cenova Antik Limanı’nda turistlerin (özellikle, çocuk olanların tabii) ilgisini çekiyor

Renzo Piano’nun cam topu. Paris’teki meşhur Centre Georges Pompidou binasının da tasarımcısı olan İtalya’nın ‘cam saplantılı’ dahi mimarı Renzo Piano’nun bu topu da Antik Liman’da ‘yüzenler’ arasında. İçerisindeki bilgisayar-kontrollü klima sistemi sayesinde tropik ortam yaratılmış. 20m çapındaki bu küre, 150 civarında tropik bitki ve hayvana ev sahipliği yapıyor. “20m’ye ne sığar?” demeyin
Cenova’dan sonra sahilden ayrıldım. İtalya üzerinde ciddi ‘emellerim’ yok. Daha önce iki kere geldiğim ve orta-kuzeyindeki birçok önemli şehrini dolaştığım ülkenin güneyine de -en azından, bu sefer- inmeyeceğim. Zaten-malum- Avrupa ülkelerinde fazla oyalanmak niyetinde de değilim.Tek merak ettiğim, kuzeyde, İsviçre sınırına yakın ‘göller bölgesini’ biraz olsun görmek. Milano üzerinden, oraya doğru gideceğim. Milano’yu da böyle hızlı bir tura sıkıştırıp, heba etmek niyetinde değilim. Tek merak ettiğim, La Scala tiyatrosu. Yetişebilirsem, onu gezmek niyetindeyim; saat 18:00’e kadar ziyaretçilere açık. Milano’nun Cumartesi trafiğine dalıp da, Lando’yu parkedebileceğim bir yer bulana kadar, saat hayli geç oluyor. Yine de yetişebilirim. Ancak, akşamki konser nedeniyle ziyaret saatini erken bitirmişler ve giremiyorum. Kısa bir turun ardından, şehrin hemen dışındaki kamp yerine vardım.

Milano Katedrali (Duomo di Milano). 1386 başlanan katedralin inşası uzun sürmüş, biraz. Eklentileriyle, bugünkü haline getirilmesi için geçen süre 600 yıl. Yanlış okumadınız; -yazıyla- altı yüz yıl. Hala da bazı eksikleri olduğu söyleniyor. Böyle olunca, Barcelona’daki Sagrada Família masum kalıyor, bunun yanında. Dünyanın en büyük dördüncü, İtalya’nın da birinci katedrali olmak kolay değil, tabii

Galleria Vittorio Emanuele II’nin Piazza del Duomo tarafındaki kapısı

Galleria Vittorio Emanuele II, 19. yüzyılda yapılmış bir alışveriş merkezi. O zaman da şehrin en pahalı dükkânları, restoran ve kafelerini barındırırmış; şimdi olduğu gibi. II. Dünya Savaşı’ndaki hava bombardımanlarında büyük hasar görmüş olmasına rağmen, sonradan orijinal haline uygun olarak restore edilmiş

Luca Beltrami Caddesi’nden Sforza Kalesi. Türk Bayrağı benim gelişim münasebetiyle asılmış(!)
Pazar sabahı Milano’da kaldığım kampingden çıkarken, bulutlar gökyüzünü kaplamıştı bile. Yaklaşık 50km kuzeydeki Como’ya varana kadarsa, hafiften yağış başladı. Como’ya geldiğimde, kasabanın girişinde polis barikatıyla karşılaştım; tüm arabaları gerisingeriye döndürüyor. GPS’imden, Como’ya girmek için aşka sokaklar buldum ama, onlar da kapalı. Acaba Berlusconi mi Como’da, diye düşündüm; hani, bizde öyle olur ya… Ancak, daha sonra Como Gölü kıyısına başka noktalardan da ulaşmaya çalıştığımda, yolların aynı şekilde barikatlarla kapatılmış olduğunu gördüm. Bu Berlusconi’den daha ‘büyük’ bir şeydi, herhalde.
Ters duran bir sapana benzeyen Como Gölü’nü her gören, anlata anlata bitiremez. Ben de o yüzden görmeye geldim, Como’yu. Yalnızca Como değil, Garda Gölü’nü de göreceğim. Aslında bu bölgede irili-ufaklı daha birçok göl daha var; hepsi de dik yamaçlı, ormanlık dağların arasına sıkışmış göller. Fakat, pek keyifli geçeceğe benzemiyor. Yağmur giderek şiddetlendi; zaman zaman silecekler yetişmiyor camı temizlemeye. Öğleden sonra, Como’nun doğu bacağının kıyısında, Mandello Del Lario kasabasında bir kampinge girdim. Kampingde, o yağmur altında çadır açan tek deli bendim. Akşama doğru yağmur hafiflediğinde, şemsiyemi alıp, kasabanın merkezine yürüdüm. Dönerken yağmur şiddetlendi ve -şemsiyeye rağmen- iliklerime kadar ıslanmış bir vaziyette kampa geri döndüm. Her yer ve her şey ıslak; kendime bir sandviç hazırlayıp çadıra çıktım. Üzerimdekileri değiştirip, çadırda kitap okudum, gece uyuyana kadar.
Sabah yine yağmura uyandım. Yağmurluğu giyip, çadırı topladım. Kampingde enden başka kalan olmadığı gibi, görevli de yok. Kamp ücretini zarfa koyup,posta kutusuna attım; kapıya da not yazdım. O günü, Como Gölü’nün etrafını dolaşıp, Garda Gölü’ne gitmekle geçirdim.

Como Gölü’nün batı kıyısında… Yağmurdan dolayı, doğanın güzelliğini görebilmek mümkün değil

Como’dan sonra, İtalya Alpleri’ne geliyorsunuz. Yol güzergâhı -yine- yağmurla gizlenen güzelliklerle dolu. Garda’ya doğru, yolun en yüksek noktası olan (1,883m) Tonale Geçidine doğru yağmur önce kara, arkasından da şiddetli tipiye dönüştü
Akşam, ıslak çadırı yeniden açmak istemediğim için, Garda’nın kuzey ucunda, Riva Del Garda’da bir otele yerleştim.
Güne güzel başladık. Berrak bir gökyüzü var. Riva Del Garda’dan ayrılıp, gölün batı kıyısı boyunca güneye inen yolu takip ederek, Verona ve Venedik üzerinden yeniden denize, Adriyatik’e kavuştum.

Como ve Garda Gölü kıyıları o kadar sarp yamaçlarla çizili ki, gölün çevresini dolanan yollarda giderken sürekli tünellere girip, çıkıyorsunuz

Yine Garda Gölü kıyısında, Toscalano-Maderno’yu geçiyoruz

Salò
İtalya’dan ayrılmadan önce Fransa yazısını bitirmem lâzım. Birikti mi, başa çıkamıyorum sonra. O yüzden, Slovenya’ya geçmeden önce, Venedik’le Trieste arasında, Lignano Sabbiadoro adlı bir sayfiye yerinde, bir kampinge yerleşip, iki gece kaldım. Sonrasında da, Trieste üzerinden, Slovenya’ya 24 Mayıs Perşembe günü hareket ettim.
Önümüzdeki yazıda Slovenya’dayız.
Ali Eriç
Bled / Slovenya
Anasayfa | Başlarken | Araç ve Hazırlık | Rota | Ülkeler | Destekçiler | İletişim


Facebook Paylaş