ANASAYFA
BAŞLARKEN
ARAÇ VE HAZIRLIK
ROTA
ÜLKELER
YOL İZLERİ
FOTOĞRAF GALERİSİ
DESTEKÇİLER
BEN KİMİM?
İLETİŞİM
Turkce English
ETAP1 : ASYA
ETAP2 : KUZEY AMERİKA
ETAP3 : GÜNEY AMERİKA
ETAP4 : AFRİKA
ETAP5 : AVRUPA
ETAP6 : FİNAL
 
ÜLKELER ...
Senegal
Güncelleme Tarihi: 30.3.2012
Gün: 1059
Yapılan Yol: 113302 km.


İLK YAZI
ÖNCEKİ 2
SON YAZI
Kendime yeni bir iş edinmenin vakti geldi, anlaşılan. Turizm acenteliği işine başlayacağım. Ama, danışma ücretli olacak. Yoksa, diğer acentelerin yaptığı işleri yaparak, onlarla rekabet edemem. Gerek bu seyahatimde, gerekse önceki Afrika seyahatimde -ya da sonrasında- arada bazı mesajlar alıyorum. Bana -atıyorum- Addis Ababa’da kalınacak otel soruyorlar, Bolivya’ya uçakla nasıl gidileceğini soruyorlar, soruyorlar da soruyorlar. O mesajları gönderen bir kişi, benim sayfama girmiş demektir. Sayfaya hiç nazar atmadığı aşikâr; aksi halde, o sorunun sorulacağı bir yer olmadığını anlamaması mümkün değil. Ama, sayfaya girdiğine göre, internete bağlanabiliyor ve sanal âlemde bir şeyleri arayıp bulmak konusunda bir sıkıntısı yok. Dolayısıyla, sorduğu sorulara cevabın alâsını o girdiği âlemde bulmaması imkânsız. Nedense, beni tercih ediyorlar. Başlarda nazikçe, aradığı bilgiye internette kolayca ulaşabileceğini söyleyen mesajlar gönderiyordum ama, artık cevap vermemeyi tercih ediyorum. Arada bazı çok ilginçleri de çıkmıyor değil, bu mesajların. Hele geçenlerde aldığım bir tanesi, benim sabrımı ve bardağı taşıran sonuncusu oldu. Şöyle sormuş mesajında, bu zat (mesajdan, olduğu gibi kopyalıyorum): “istanbuldan kazakistana gemiyle yolculuk yapılabiliyormu eğer yapılıyorsa nerden nezaman gidilebilir?”. Buyrun, buradan yakın!
Hele TurAfrika seyahatimi bitirdikten bir süre sonra gelen mesajda bir bey, kuaför ve güzellik salonu işletiyor olduğundan bahsedip, Lût Gölü’nün çamurunun cilde iyi geldiğini duyduğunu, bu çamurdan nasıl temin edebileceğini sormuştu.
Tabii hep böyle ahret sualleri göndermiyor herkes. Bazen gelen mesajlar öyle ilginç, çarpıcı ve şaşırtıcı oluyor ki… Birisini aktarayım ve bu vesileyle teşekkür edeyim isterim. Beni başından beri sektirmeden takip eden ‘yol arkadaşlarım’dan birisi de Ertuğrul’dur. …ve -sağolsun- her yazımdan sonra -yine sektirmeden- en azından bir “Merhaba!” demeden, geçmez. Son yazımın ardından da Ertuğrul’dan -bermutat- mesaj aldım. Diyor ki “Bu Transfret sana Vladivostok’ta yamuk yapan firma değil miydi? Nereden buldun yine bunları?” E, pes yani Ertuğrul! Bundan 2.5 sene önce yaşadığım ve yazdığım, senin de okuduğun olayı, böyle bir detayla nasıl hatırladın da, bana bu soruyu sordun? Ben olayı -neyse ki- hatırlamakla birlikte, firmanın ismini, o mesajdan önce sorsalar mümkün değil çıkaramazdım. Ertuğrul’un mesajından sonra sayfaya girip, geriye dönüp de Vladivostok yazıma baktım. Evet, ufak bir fark var ama, firmanın adı Transfes. Yani, “Helâl olsun Ertuğrul!” diyorum da, başka bir şey demiyorum. Tabii, teşekkür de ediyorum Ertuğrul; bu kadar dikkatle takip ettiğin için.

Dönelim Senegal’e

Dakar’da yarın oldu. Sabah yapacak pek işim olmadığı için otelde sallanmayı tercih ettim. Taksiyle şehir merkezinin keşmekeş ve gürültüsüne dalmak hiç cazip değil. Magatte’den gelecek telefonu bekliyorum. Ondan ses çıkmazsa, öğleden sonra saat 3’e doğru Moritamya Konsolosluğu’na gidip vizemi alacağım. Öğle tatilleri 3’te bitiyor, çünkü.
Nitekim, saat 1’e doğru telefonum çaldı; arayan Magatte. Arabanın gümrük işlemleri tamamlanmış. Saat 2buçuk civarında ofislerinde olmamı, bir kişiyle birlikte beni liman gümrüğüne, arabayı almaya göndereceğini söyledi. Hakikaten rüya gibi. Halbuki Senegal’deki gümrük işlerinin ne kadar zor, formalitelerin ne kadar uzun sürdüğünden yakınır tüm gezginler, yazdıkları bloglarda. Saat 2 buçukta Transfret’te, Magatte’nin odasındaydım. Arabayı almadan önce halletmem gereken bir iş daha var; onun için de Magatte’den yardım istedim. Lando’nun trafik sigortası… Buralarda sigortasız dolaşmak demek, her durdurduklarında polise ‘bahşiş’ vermek demek. Ama, sigortalı dolaşmak demek de, bir kaza durumunda sorumluluğu sigorta şirketine yıkmak demek olmuyor(muş), genellikle; yaşayıp da tecrübeli olanların söylediğine göre… Neyse! Sabah boş zamanımda, internette yaptığım araştırmada, Batı Afrika ülkelerinin (ki, ECOWAS olarak anılan bir ekonomik birlikleri var, Economic Community of West African States - Batı Afrika Ülkeleri Ekonomik Birliği) tümünde (Moritanya hariç) geçerli olan ve Kahverengi Kart (Carte Brune) olarak anılan (Avrupa Birliği üyesi ülkelerin Yeşil Kartı’na nazire olarak) bir sigorta olduğunu öğrenmiştim. Magatte kendilerinin çalıştığı sigorta şirketini aradı ve Carte Brune hazırlıyor olduklarını öğrendi. Lando’ya bir aylık bir Carte Brune için CFA20,055.- (yaklaşık US$40.00) ödeyecekmişim. Magatte’nin yanıma kattığı yardımcıyla birlikte önce sigorta işini halledip, sonra da liman gümrüğüne gittik. Biraz bekledikten sonra, Lando’nun konteynerinin başındaydık.

Son kez olduğunu umarak, Dakar liman gümrüğünde Lando’yu esaretten kurtarıyoruz
Sıkıntısız bir operasyondu, gerçekten. Lando’yu Vladivostok’tan gönderdikten sonra Vancouver’da (Kanada) karşıladığımdaki, neredeyse ‘otoparktan alır gibi’ olanını saymazsak, hayatımdaki en kolay liman gümrüğü operasyonuydu. Sonuçta; gerek Cape Town’daki (Gordon’s Bay, daha doğrusu) tamirat ve bakım işlerinin sıkıntılarını üstlenen, gerekse oradan yüklenme ve resmi formalitelerden beni kurtaran, hem de Dakar’da Transfret’i ve Magatte’yi bana -MSC’nin yönlendirmesiyle- tavsiye eden Duncan’dır. Böylece, bu nakliyenin benim için bir kâbus olmasını engellemiş oldu. Cape Town’da aracını bırakmak isteyen, Cape Town’dan dünyanın herhangi bir yerine göndermek isteyenler için şiddetle tavsiye ederim ki, Duncan Johnson onlar için en kolay ve en ucuz seçenektir. Adresini burada bir kez daha tekrarlayayım :
Bu adreste Duncan’ın verdiği hizmetler ve tüm iletişim bilgileriyle, Buket ve benim ve -tabii- Lando’nun resimlerini bulabilirsiniz : )
Lando’yu konteynerden çıkarttıktan sonra ilk işim, kapısından içeriye sokabilmek için Duncan’ın -ona tembihlediğim gibi- indirdiği arka lâstikleri şişirmek oldu. Lando’nun ‘boyu’, konteynerlerin kapı eşiğindeki yüksekliğinden fazla, çünkü. Girerken pervaza kafası çarpıyor da… Limandan ayrıldıktan sonra da ilk olarak yakıt deposunu doldurdum. Gemiye yüklenirken, deposunda 5 litreden fazla yakıta müsaade edilmiyor.
Ve özgürüm. Artık her yer benim, istediğim yere gidebilirim. Ben de doğruca otelime gittim : ) O gece otelin yakınındaki bir restoranda balıklı bir ziyafet çektim kendime. Ne balığı olduğunu sormayın, anlamam çünkü.
Sabah eşyalarımı toplayıp, kahvaltımı yaptıktan sonra otelden ayrıldım. Biraz Dakar’ın yürüyerek ya da taksiyle ulaşamayacağım yerlerini dolaştım. Balıkçıların bulunduğu Sombedioune Balık Pazarını, Mamelles’teki Afrika Rönesansı anıtını… Mamelles Fransızca’da ‘memeler’ anlamına geliyor. Bu mıntılaya böyle ‘edepsiz’ bir isim verilmesinin sebebi, Dakar’daki yan yana iki tepe. ‘Memeler’den daha kuzeyde olanının üzerinde 1864 tarihli deniz feneri, diğerinin üzerinde de sabık başkan (birkaç gün öncesinden beridir ‘sabık’) Abdoulaye Wade’nin başını yakan sebeplerden birine konu olan Afrika Rönesansı anıtı bulunuyor. Wade’nin başını yakmasının nedeni, anıtın yapılması için harcanan astronomik bütçenin yanı sıra, özellikle Müslüman kesimi rahatsız eden müstehcenliği imiş. Bence bulunduğu mıntıkanın adına uygun bir eser.



Sizce de ‘mevkiiyle müsemm⒠değil mi?
Balık Pazarı’nın olduğu yer aslında, balıkçı ‘barınağı’ ve ‘hali’. Her iki kelimeyi de tırnak içine almamın nedeni, aslında ortada ne barınak ne de hal olabilecek bir yapı olması. Yani, her şey açıkta, kumsalın üzerinde... Sahra Altı Afrikası’nın hemen her yerinde olduğu gibi burada da insanlar, fotoğraflarının çekilmesinden rahatsız oluyorlar, istemiyorlar ve şiddetle karşı çıkıyorlar. Bana gönüllü rehberlik yapan Muhammed Beşir Fall bile fotoğraflarını çekmem konusunda onları ikna edemedi.

Denizden dönen balıkçılar

Süslü kayıkları

…ve Muhammed Beşir
Dakar’da trafik bir keşmekeş. Özel arabaların dışında taksiler ve çeşit çeşit toplu taşım araçları özellikle kavşaklarda düğüm oluyor. Bu toplu taşım araçlarından birisi de Car Rapide. Bunların güzergâhlarını araçların üzerinde yazılı göremiyorsunuz. Bir çeşit minibüs olan Car Rapide’lere arkasındaki kapıdan binilip iniliyor. Minibüsün nereye gidiyor olduğunu da, işte bu arka kapıda asılarak seyahat eden muavin bağırarak söylüyor.

Bir Car Rapide

Bu da arkadan görünüş. Muavin düşmüş olabilir mi acaba?

Dakar’dan ayrılıyorum

O geceyi de Dakar’da, ama bu sefer şehir merkezine daha yakın bir otelde geçirdim. Ertesi sabah erkenden yola çıktım. İstikamet güneye, Gambiya’ya doğru. Ama, yolda konaklayacağım tabii.
Güneye doğru indikçe baobab ağaçları başlıyor. bazen öyle çoğalıyorlar ki…

…orman gibi
Arada Joal ve Fadiout kardeşlere doğru sapıyorum. Bunlar karşılıklı iki kardeş köy; kıyıdaki Joal ve hemen karşısındaki adacıkta bulunan Fadiout. Fadiout’un bulunduğu ada aslında midye ve istiridye kabuklarından oluşmuş bir yükselti. Sığ denizde bu noktaya birikmiş kabuklarla binlerce yılda oluşmuş. Adayı kıyıya bağlayan ahşap köprü ise yalnızca yayalar ve en fazla at arabalarına hizmet veriyor.

Jola’deki ahşap köprü. Karşıda ise Fadiout
Yola devam ediyorum. Bugün için konaklayacağım yer Saloum Nehri’nin deltasında bulunan Palmarin. Jola’dan sonra mangrov ormanının arasından düzlüğe ve boşluğa çıkıyorsunuz. Yol Palmarin’e kadar düz, etrafta bolca serpiştirilmiş palmiye ve baobab ağaçları. Yolda kısa bir atıştırma molasından bir süre sonra Palmarin’e, konaklayacağım Djidjack’e varıyorum. Burası, İsviçreli yaşlı Jean Paul ve eşinin bungalov konaklama yeri. Ben ise bu partinin ilk çadır konaklamasını yapacağım, Djidjack’te.

Yolda mangrovlar

Palmarin yolu

Djidjack’in dev gibi ana ‘kulübesi’nin önünde…
Djidjack’te iki gece kaldım. Malûm, çok yoruldum, dinlenmem lâzım : ) Bol bol kitap okudum, arabanın ufak-tefek, keyfe keder eksikleriyle uğraştım, vinci kontrol ettim -çalışıyor- ve kumsalda güneşlendim. Ha, bir de bu yazıyı yazdım.
31 Mart Cumartesi sabahı Gambiya sınırına doğru yola çıktım. Amacım, öğleden sonra makul bir saatte başkent Banjul’de olmak. Kaldığım Djidjack’ten kuş uçuşu 63.5km gösteriyor, GPS’im. Karayolu güzergâhı ise 241km. Sağ kulağını sol elinle kafanın üzerinden doğru göstermek gibi, tam. Öğle saatlerinde Gambiya sınırına geliyorum. İşlemler hızlı. Pasaport polisi işlem ücreti(!) olarak 15 Avro istiyor. Avrom yok. Öyleyse 10,000 Frank verecekmişim (yaklaşık 20 ABD Doları ki, 15 Avro’nun karşılığı). Veriyoruz da, niye verdiğimizi de bilmiyoruz.
Gelecek yazıda, ‘Gambiya sınırında neler oldu’yu ve Banjul’a gitmenin sol elle degil, sol ayak başparmağıyla sağ kulağı göstermek gibi olduğunu okuyacaksınız.
O zamana kadar, hoşça kalın.
Ali Eriç
Bakau / Gambiya
Anasayfa | Başlarken | Araç ve Hazırlık | Rota | Ülkeler | Destekçiler | İletişim


Facebook Paylaş