ANASAYFA
BAŞLARKEN
ARAÇ VE HAZIRLIK
ROTA
ÜLKELER
YOL İZLERİ
FOTOĞRAF GALERİSİ
DESTEKÇİLER
BEN KİMİM?
İLETİŞİM
Turkce English
ETAP1 : ASYA
ETAP2 : KUZEY AMERİKA
ETAP3 : GÜNEY AMERİKA
ETAP4 : AFRİKA
ETAP5 : AVRUPA
ETAP6 : FİNAL
 
ÜLKELER ...
Namibya
Güncelleme Tarihi: 6.12.2011
Gün: 944
Yapılan Yol: 106396 km.


İLK YAZI
ÖNCEKİ 3
SON YAZI

Ölü başkent Windhoek ve Namibya’dan çıkıyoruz

23 Kasım Çarşamba günü, kısa ve düzgün bir güzergâhla öğleden sonra başkent Windhoek’a vardık. Daha önce anlattım mı, bilmiyorum ama, Cape Town’dan beri neredeyse hiç doğru dürüst bir internet bağlantısı bulamadık. Bir tek Cape Town’da, bir alışveriş merkezindeki kafede hızlı ve ücretsiz Wi-Fi erişimi vardı, şimdiye kadar. Cape Town ki, modern bir şehir, ne kaldığımız yerde, ne de bir başka yerde internete hızlı erişemedik. Burada da öyle. Aslında hemen her yerde internet erişim noktası buluyorsunuz ama, ücretli. Hiçbir yerde, öyle bizdeki (ya da Amerika’da ya da Avrupa’daki) gibi, neredeyse umumî tuvaletlerde bile olan ücretsiz Wi-Fi bulmak mümkün değil. Öncelikle zaman kotalı internet kartı satın alıyorsunuz. Başta, aldığınız kartın ücretini önemsemiyorsunuz. Ama, bağlantı hızı o kadar yavaş ki, yalnızca mesajlarınıza bakmak bile uzun vakit alıyor ve bir bakmışsınız, süreniz doluvermiş. Sonra, bir daha kart alıyorsunuz, bir daha, bir daha… Windhoek’ta yerleştiğimiz Puccini House’da da öyle idi. Kaldığımız 6 gün süresince aldığımız 4 karta yaklaşık US$55.00 ödedik ve sonuç hayal kırıklığı idi. Sonuç, hayal kırıklığı. Nihayet pes edip, internet kafeye taşındık sürekli. Biraz daha iyiydi.
Dönelim Windhoek’a… Yerleştiğimiz ve 6 gün boyunca kalacağımız Puccini House sevimli bir pansiyon. Yemyeşil bahçesi, ufacık bir havuzu ve sessiz bir ortamı var. Bir de, misafirlerin kullanımına açık bir mutfağı varmış ama, biraz geç öğrendik. Puccini House’ın en büyük avantajı da konumunun şehir merkezine yakın oluşu. Yürüyerek 5 dakikada merkezdesiniz. Zaten, ‘merkez’ dediğiniz yer de, avuç içi kadar bir yer.

Puccini House’ın bahçesi
Windhoek’ta dinlenmek ve eksik yazıları tamamlamanın dışında, Lando’nun ufak tefek arızalarını gidermek için servise sokacağız. Gelir gelmez, Namibya’da karşılaştığımız yaşlı İtalyan çiftin tavsiye ettiği Andreas’ı aradım, durumu anlattım. Elinin bir sonraki hafta Cuma’ya kadar dolu olduğunu ve alamayacağını söyledi. O kadar yoğunmuş ki, şu andaki telefon konuşması bile onu işinden alıkoyuyormuş. Yine Cape Town’daki problem. Noel yaklaşıyor ve tüm servisler dolu. Andreas’ı yumuşatmaya çalıştım, belki araya sıkıştırabilir diye. Defterini karıştırdı ve “Cuma sabahı getir ama, söz vermiyorum” dedi.
İlk gece yemeğimizi yemek üzere dışarı çıktık. Merkeze doğru biraz yürüdük ama, ne sokakta yürüyen bir Allah’ın kulu, ne de açık bir yer var. Kös kös otele döndük. Aklımda, otele yakın olduğu kalan ‘nice’ diye bir restoran var. Aslında bir enstitü olan nice’ın pratik eğitim restoranıymış, burası. Bizim sokağın hemen arkasındaki köşedeymiş meğer. Kıyafetlerimizden olsa gerek, kapıdaki görevli restoran kısmının tümüyle rezerve olduğunu söyleyip bizi barın olduğu bölüme aldı. Güzel ve kaliteli bir yemekle karnımızı doyurduktan sonra, otelimize döndük.
Perşembe günü, Türkiye’den gönderilen paketi almak için TNT’nin ofisine gittik. sonrasında da şehri dolaştık, arabayla. Cuma sabahı söylediği saatte Andreas’ın garajının önündeydim. Önceden hazırladığım ve Lando’nun rahatsızlıklarını sıraladığım listeyi eline tutuşturunca gözleri büyüdü Andreas’ın. “Bugün yetişmez” dedi. Garajın içinde ve çevresindeki arabaları gösterip, “Bunların bugüne yetişmesi gerekiyor” dedi. Lando’nun işi aslında bir günde rahat biter ama, bu yoğunlukta imkânsız, tabii. Cumartesi de çalışmıyorlarmış. Korktuğum başıma geldi; bir sonraki haftaya kalıyoruz, mecburen. Lando’yu o haliyle daha fazla kullanmak istemiyorum. Hem yağ sarfiyatı iyice arttı,hem de fren problemi… Yapacak bir şey yok ve arabayı Andreas’ın insafına teslim edip, garajdan ayrıldım.
Windhoek’taki diğer günlerimizde ben gündüzleri hemen hep pansiyonda okuyarak ve yazarak vakit geçirdim. Buket de zaman zaman şehirde dolaştı, bazen havuz başında güneşlendi. Bir gün de birlikte yürüyerek şehrin o eşsiz tarihi ve turistik yerlerini gezdik. Her biri bir sanat harikası olan o binalar… Şaka bir yana, Windhoek özellikle Buket için, ama benim için de hayal kırıklığı oldu. İkimiz de, eski (çok eski değil, tabii) ve sevimli kent bekliyorduk. Olan, sevimsiz ve ruhsuz bir şehirdi.

1911-13 yılları arasında, Namibya’nın güneyindeki Gibeon şehrinin civarında, yaklaşık 2,500km²’lik bir alanda toplam 77 tane meteorit bulunur. En büyüğü olan 650kg’lığı Cape Town Müzesi’ne götürülür. Geri kalanının bir kısmı da dünyanın çeşitli yerlerindeki araştırma enstitülerine dağıtılır; hatta, ta Alaska’da Anchorage’a kadar… Kalan 33’ü de işte burada, Windhoek’un göbeğinde sergilenmekte

Windhoek’un ‘tarihi’ denilebilecek tek yapısı, herhalde; Christuskirshe. 1907 yılında inşa edilmiş
Son üç günümüzde, gündüzün bunaltıcı sıcağı, akşamüstleri başlayan ve muson yağmurlarına benzer bir yağışla serinliyordu. Pazartesi akşamüzeri Andreas’ı aradım; Lando daha hazır olmamıştı. İş ancak Salı günü bitebildi. Böylece, geçen bu 6 günde ben biriken işleri toparlamak için bol bol zaman buldum. Buket ise fazla sıkılmadan vakti geçirdi, sanırım. Elindeki kitabı bitirmenin ve yanına aldığı onca bulmacayı çözmenin dışında, sık sık da şehri dolaşmaya gitti. O arada, kuaförde saçlarını bile kestirdi, hatta.
Çarşamba sabahı, arabamızı yerleştirdikten sonra, yola çıktık. Öğleyin Botswana sınırına varmıştık.
Bu kısa yazıyla Namibya’yı bitirdik. Ama biz aslında Botswana’yı da bitirdik, bu arada. O yüzden, bu yazıdan hemen sonra bir Botswana yazısı okuyacaksınız.
Bizi izlemeye devam edin.
Ali Eriç
Anasayfa | Başlarken | Araç ve Hazırlık | Rota | Ülkeler | Destekçiler | İletişim


Facebook Paylaş