ANASAYFA
BAŞLARKEN
ARAÇ VE HAZIRLIK
ROTA
ÜLKELER
YOL İZLERİ
FOTOĞRAF GALERİSİ
DESTEKÇİLER
BEN KİMİM?
İLETİŞİM
Turkce English
ETAP1 : ASYA
ETAP2 : KUZEY AMERİKA
ETAP3 : GÜNEY AMERİKA
ETAP4 : AFRİKA
ETAP5 : AVRUPA
ETAP6 : FİNAL
 
ÜLKELER ...
Kolombiya
Güncelleme Tarihi: 25.4.2011
Gün: 719
Yapılan Yol: 78388 km.


İLK YAZI
1 SONRAKİ
SON YAZI
Asya ve Kuzey Amerika’dan sonra, seyahatin üçüncü bölümüne başlamadan, bir eksiği tamamlamam lâzım. Wallenius Willhelmsen Shipping’in ve -aslında acentesi olan Barwil Agencies’in- satış asistanı olan Mabel’in Panama City’deki kontakt bilgilerini vermeyi unuttuğumu fark ettim. Bu sayfayı izleyen ve benim gibi seyahat etmekte olanlar için çok önemli bu bilgi. Diğer izleyiciler için fazla bir şey ifade etmeyecek ama, kusura bakmasınlar artık.

Ms. Mabel Estribi
Sales Assistant / Sales Department
Willhelmsen Shipping Services
Telephone: +507 263-7755
Fax: +507 223-0698
Mobile: +507 6674 6857
E-Mail: mabel.estribi@wilhelmsen.com
Address :
Howard, Panamá Pacifico
International Business Park
Tower A, Floor 3, Suite 301

Kolombiya; yeni bir kıtanın başlangıcı

Cartagena Havaalanı’nın klimalı ortamından dışarı çıktığımda sıcak ve rutubetli hava vücuduma yapışmaya başladı bile. Taksiyle, daha önceden yer ayırttığım Hotel Bellavista’ya kısa zamanda vardık, şehrin havaalanına yakın ucunda olduğu için. Bu oteli de Mabel önermişti bana. Sanırım, daha önceden aracını Willhelmsen’le naklettiren bir gezginin tavsiyesi ile Mabel de yardımcı olmak üzere müşterilerine öneriyor. İyi ki de önermiş; ben çok memnun kaldım.
Kolombiya, beklentimin aksine, yemek ve konaklama konusunda Kosta Rika ve Panama’da olduğu gibi, kuzeydeki komşularına göre daha pahalı. Kosta Rika ve Panama’yı anlamakta güçlük çekmiyorum ama, Kolombiya için bu durum biraz şaşırtıcı geldi. Bunu belirtmemin nedeni, benim de tavsiye edebileceğim Hotel Bellavista’nın oda fiyatlarının, benimle aynı beklentide olan kişilere yüksek gelmesi ihtimaline karşı önceden fikir vermektir. Orta Amerika’da (Kosta Rika ve Panama’yı bunların dışında tuttuğumu yine belirteyim) aynı fiyatla alacağınız hizmet standardının daha yüksek olacağı kesindir. İlgilenenler için Hotel Bellavista’nın bilgileri de şöyle :

Hotel Bellavista
Marbell, Av. Santander No.46-50
Cartagena
Tel : +575 6646411
E-posta : info@htbellavista.com
www.htbellavista.com

Bellavista’yı methetmemin nedeni, sahibi olan aile ve ailenin ‘reisi’ Enrique. Degil mi Enrique? 65 yaşındaki Enrique, babadan Catalan, anneden Fransız kökenli, cüssesiyle (göbeğiyle) orantılı sevimlilikte. Geniş ailenin tüm fertleri (kardeşler, çocuklar, yeğenler, torunlar dahil) işin ucundan bir şekilde tutuyor. Enrique de fırsat buldukça benimle muhabbete geliyordu. Benim gibi arabasını beklediklerini, sonradan gümrüklü sahada gördüğümde fark ettiğim iki kişi, Enrique’le muhabbeti yakalayamamıştı, nedense. Hatta, onları ortalıkta bile görmedim, diyebilirim.

Cartagena

Cartagena (ya da Cartagena de Indias), şu ana kadar gördüğüm Latin Amerika koloniyel şehirleri içerisinde en keyiflilerinden biridir. ‘En keyiflisi’ demek belki biraz iddialı, daha doğrusu adaletsiz olabilir. Bundan önce gördüklerim içerisinde bir eleme, bir filtreleme yaptığımda, aklımda yer edenlerin her birinin kendine has farklı özellikleri olduğunu düşünüyorum hep. O özellikleri aynı kefede değerlendirip de, ‘şu daha güzeldi’ demek, bir diğerine haksızlık etmek olacaktır. İlk ağızda aklıma gelen Guanajuato’ya (her ne kadar Lando’nun bana işkence yaşattığı bir yer olsa da) bunu yapamam, en azından. Her neyse; güzellik yarışmasını bir yana bırakalım.
1533’te İspanyollar (tabii ki) tarafından bir liman kenti olarak kuruluyor, Cartagena. Esasen başta yerlilerden ‘tokatlanan’ (bu tabiri kullandığım için üzgünüm ama, izlenen yöntem bu tabire uyuyor) altınlar, İspanya’ya gönderilmek üzere burada depolanıyor. Gelen İspanyol gemilerine kadar iyice biriken hâsılatı, onlardan önce davranıp ‘zimmetine geçiren’ korsanlar da olmuyor değil tabii. Yani, kimi zaman ‘haydan gelen, huya gidiyor’, anlayacağınız. Bunlardan en önemlisi de, önceleri İngiltere Dünya Donanması’nın komutanlığını yaparken, kaderin ördüğü ağlarla korsanlığa yönelen Sir Francis Drake’in (adam üstelik bir de ‘sör’) 1568’deki işgali. Şehirden kaçan vali, daha sonrasında Sir Drake’le yaptığı anlaşma sonucu bugünün kıymetiyle yaklaşık 200 milyon ABD Doları ödeyerek şehrini bu zorbadan geri alabilir. Ancak Sir Drake bu arada, inşa edilmekte olan Şehir Sarayı ve yeni bitirilmiş olan Katedral de dahil, şehrin dörtte birini yerle bir etmiştir bile. O kadar ‘zorluklarla’ toparladıklarını başkalarına kaptıran İspanyollar, sonunda burayı korumak üzere çevresine bir sur çevirmeye karar verir ama, bu iş onlara biraz pahalıya mal olur. 1751-1810 arasında gerçekleşen inşaata, bugünkü karşılığıyla yaklaşık 2 trilyon ABD Doları (bunu sayıyla yazmayacağım) harcanır.
Cartagena’nın güzelliğinden bahsederken, sur-içi kısmını kastediyorum tabii. Onun dışında kalan modern şehir ise, bildiğiniz bir şehir, yoksa. Üniversiteden arkadaşım Zafer, Cartagena’da olduğumu öğrenince, gönderdiği mesajda Cartagena’nın, Gabriel Garcia Marquez’in Kolera Günlerinde Aşk kitabı üzerine çevrilen filmdeki gibi güzel bir şehir olup olmadığını benim yazılarımdan öğreneceğini söylemiş. Filmi göremedim; isterdim. Sanırım Türkiye’de vizyona, ben seyahatteyken girdi. Dolayısıyla, oradaki Cartagena’yı bilemiyorum. Benim gördüğüm Cartagena ise tam bir romantik şaheser. Bu arada Gabriel Garcia Marquez’den bahsetmeden geçmek olmaz, tabii. Nobel Edebiyat Ödülü sahibi de olan, Kolombiyalı gazeteci (bu kimliği, yazarlığına göre daha önce başlıyor, kronolojik olarak) ve yazar Marquez’in Cartagena ile olan ilgisi ise okuduğu üniversiteden. Üniversite hayatı çok uzun sürmemiş Marquez’in ve okuduğu Cartagena Üniversitesi Hukuk Fakültesi’ni yarım bırakıp, okul yıllarında başladığı ve çok ilgi duyduğu gazetecilik mesleğine yönelmiş. Bu arada kısa öykülerle başladığı yazarlığı sonraları daha baskın gelmiş.
Cartagena’yı görmek isterseniz eğer (ve tabii Kolombiya’yı), Ocak-Şubat gibi gelmenizi, rutubet ve sıcağın en az olduğu zaman olması açısından tavsiye ederim.














Cartagena sokaklarından…
Pazartesi akşamüzeri, Wallenius Willhelmsen Shipping’in -bu sefer- Cartagena acentesi olan Naves’ten Maira Alejandro Lora geminin vardığını ve aracın işlemlere hazır olduğunu bildiren mesaj geldi. Ertesi sabah erkenden, yapılacak işlemleri öğrenmek için Naves’e gittim. Prosedüre göre tüm işi tamamlamam akşam saat 19:30’u buldu (gümrük ve liman saat 20:00’ye kadar çalışıyor). Aracı ancak ertesi günü alabilirim. Çarşamba saat 08:00’de limanın kapısındaydım. Yine de bürokrasi ve Lando’ya kavuştuğumda saat 9 buçuktu. Aracını Cartagena’dan Panama’ya gönderecekler için de Naves’in bilgileri şöyle :

Ms. Maira Alejandra Lora
Naves Marine Agency
Customer Service
Phone : +57 5 6609450/51
Fax : +57 5 6609454/47
Mobile : +57 3212004889
E-mail : csctg@navescolombia.com
www.navescolombia.com

Hotel Bellavista’ya dönüp, eşyalarımı yerleştirmem, duş alıp yola çıkmam öğleni buldu. Hedefim Medellin yakınındaki Santafe de Antioquia. Ama, ne mümkün! Kolombiya’da bir süredir devam etmekte olan ve internetteki hava tahmini yapan sayfalardan öğrendiğime göre de daha devam edecek olan şiddetli yağışlar, dünya haberlerinden de öğrendiğiniz gibi, ciddi sel baskınlarına sebep olmuş durumda. Bu baskınların yanı sıra, And Dağları’nın artık iyice kuzey uçlarını oluşturan bölgelerde de yol kıyılarında sürekli heyelanlar olmakta. Bir yandan trafik, bir yandan şiddetli yağış, bir yandan sürekli virajlı yollar ve bir yandan asker ve polis kontrol noktaları… Kontrol noktaları biraz abartılı; neredeyse her 20-30km’de bir. …ve hemen hepsi, belki güvenlik gerekçesiyle, belki de (bence bu daha etkili bir faktör) meraktan, beni durdurup, evraklarımı istediler, uzun uzun incelediler, arabanın içini dışını aradılar. İşte, tüm bunlardan dolayı Kolombiya’daki yolculuğumun ilk gününde yapabildiğim toplam yol miktarı 230km’den azdı. Bu kadar yolu da ancak 8.5 saatte bitirebildim, üstelik. Akşam ulaşabildiğim Sincelejo şehrine kadar yapabildiğim bu yol, hedefim olan noktaya olan mesafenin 3’te biri bile değildi. O yorgunlukla ve gecenin o saatinde bir de otel aramak… İşte, o tam bir işkence.
21 Nisan sabahı çok erken bir saatte ayrıldım otelden. Şehrin içinde ATM aramak için harcadığım 1 saatten sonra (yer yarılıp, dibine girmişti bütün ATM’ler) yola koyulabildim. Bu sefer daha iyi bir performans gösterip, akşam saat 7 sularında Santafe de Antioquia’ya (kısaca Santafe diyeceğim artık) girebildim; toplam 650km. Girdim de, bir işe yaradı mı peki? Ne gezer! Paskalya, malûm. Zaten onun için de acelem, biraz. Bir önceki gün burada, bir sonraki gün de Popayan’da olacağım aklım sıra da, Enrique’in önerdiği üzere, Paskalya nedeniyle düzenlenen bu kentlere özgü görkemli kutlamaları izleyeceğim. Bu şartlarda mümkün değildi ve olamadı da. Akşam Santafe’nin merkezine giden yollar tümüyle kesilmişti, törenler nedeniyle. Dışında bulabildiğim birkaç otel de tıka-basa doluydu. Dışındakiler böyle olduğuna göre, içindekilerin çatılarında falan da yatıyorlardır, herhalde. Şehrin oldukça dışında, ortalıkta çığlık çığlığa koşuşan bir sürü çocuğun olduğu tatil köyü-kamping karışımı bir yerde çadırımı açtım. Ertesi sabah da kös kös, kahve ülkesinin kahve bölgesine doğru yola çıktım.

Kolombiya yollarından-1…
Yukarıdaki videoda da görebileceğiniz gibi, kuzeydeki dağ köylerinin hemen çoğu, zamanında Afrika’dan zorla çalıştırılmak üzere taşınanların soylarından. Bu köylerden geçerken, kendimi Afrika’da zannettim, çoğunlukla.
Bu yazıyı burada bitireyim. Bu hızlı günlerimde vakit bulup daha da yazmayı beklersem, hiçbir şey okuyamayacaksınız.
Sağlıcakla kalınız.
Ali Eriç
25 Nisan 2011
Popayan / Colombia
Anasayfa | Başlarken | Araç ve Hazırlık | Rota | Ülkeler | Destekçiler | İletişim


Facebook Paylaş