ANASAYFA
BAŞLARKEN
ARAÇ VE HAZIRLIK
ROTA
ÜLKELER
YOL İZLERİ
FOTOĞRAF GALERİSİ
DESTEKÇİLER
BEN KİMİM?
İLETİŞİM
Turkce English
ETAP1 : ASYA
ETAP2 : KUZEY AMERİKA
ETAP3 : GÜNEY AMERİKA
ETAP4 : AFRİKA
ETAP5 : AVRUPA
ETAP6 : FİNAL
 
ÜLKELER ...
Meksika
Güncelleme Tarihi: 8.2.2011
Gün: 643
Yapılan Yol: 61542 km.


İLK YAZI
ÖNCEKİ 7
SON YAZI
Bu yazının başlangıcı için tıklayınız...
Mexico City ve Bağımsızlık Günü
Seyahatin son birkaç haftasında birkaç kez başkent Mexico City’e gittim; gezmek için ve Bağımsızlık Günü törenlerini izlemek için. Mexico City’e gitmeden önce sevgili dostum Aysun’dan gelen bir mesajda, Mexico City’de yeğeninin lisansüstü eğitim yapıyor olduğu yazıyordu. Öze, Türkiye’de üniversite eğitimini tamamladıktan sonra Meksika’dan bir burs kazanmış ve buraya gelmişti. Mexico City’e ikinci gelişimden önce Öze’yle haberleştik ve şehre geldiğimde buluştuk. Mexico City’yi ve Teotihuacan’ı gezdik. Gerçek bir Meksika meyhanesini, yani cantina’yı onun sayesinde gördüm. Şu sıralar mastırını bitirmiş ve New York’taki kardeşinin yanına gitmiş olmalı.
Mexico City çok büyük bir şehir; gerek kapladığı alan, gerekse nüfus olarak. 21.2 milyon nüfusuyla Tokyo ve Seul’den sonra dünyanın en kalabalık üçüncü metropolü, Mexico City. Bu kalabalık, trafik sorununu da beraberinde getiriyor, tabii. İstanbul’u aratmayan trafik sıkışıklığı, keşmekeş ve gürültü… Anlayacağınız, bir İstanbullu olarak hiç de yabancılık çekmedim. Ayrıca, anlatılanların aksine, kendimi güvensiz de hissetmedim. Gece geç saatlerde bile arabayla, yürüyerek ya da metroyla dolaştım. Yine, İstanbul’dan daha güvensiz değildi. Bu şehir efsanelerine fazla kulak asmamak gerektiğine bir kez daha kanaat getirdim.
Mexico City, çevresi yüksek dağlarla çevrili bir vadinin içinde kurulu bir şehir. …ve burası, eski bir yer altı gölü olan Texcoco’nun üzerinde bulunuyor. Bu yer altı gölü 17. yüzyıldan itibaren gerek doğal yollarla, gerekse insanların kullanımıyla tamamiyle kuruduktan sonra, zemin yavaş yavaş oturmaya ve yer yer çökmeye başlamış. 20. yüzyılın başından beri bazı yerlerde 9 metreye yakın çökmeler oluşmuş. Bunun en somut işaretlerini şehrin Tarihi Merkezi’nde (Centro Historico) görmek mümkün. Venedik’teki sağa-sola yatmış binalar gibi buradaki binaların da coğrafyanın bu azizliği karşısında beli bükülmüş. Hatta şehrin en görkemli tarihi yapısı Catedral Meropolitana’da, bu ‘batış öyküsü’nün kronolojisini bir grafik halinde gözleyebilirsiniz. Katedralin Krallar Altarı’nın hemen önünde bulunan sarkacın ucu, 19. yüzyılın sonlarından itibaren, günümüze kadarki ‘bükülme’nin tarihi çizgisini işaretlemiş.

Catedral Metropolitana



Krallar Altarı, önündeki sarkaç ve tarih
Catedral Metropolitan, Amerika kıtasındaki en büyük ve en eski katedral. Bir güç ve otorite simgesi olarak, tarihi Aztec kutsal bölgesinin üzerine kurulmuş bulunuyor. Yapımına 1573 yılında başlanmış ve tümüyle bitirlmesi 240 yıl sürmüş; türlü aşamalardan geçmiş, bu süre zarfında. Bu kadar uzun süren bir inşaat süreci de, yapının tarzında zamana uygun değişiklikler göstermesine neden olmuş. Rönesansla başlayan tarz barokla devam etmiş ve tamamlanmasına kadar moda neo-klasiğe dönmüş. 19. yüzyıldan itibaren toprağa gömülmeye başladığı tespit edilen katedral 1962’de büyük bir yangın yaşamış. Bu yangında, katedralde saklanan birçok tarihi yazıt da yok olmuş. 1990’larda tehlikeli bir biçimde eğilen saat kulesinin yıkılmasını ve katedralin elden çıkmasını önlemek için büyük bir proje başlatılmış. Temelinin altına kazılan kanallara beton enjekte edilerek temelin sağlamlaştırılırken, binanın ve kulelerin düzeltilmesi de sağlanmış.

Catedral Metropolitan’da, Bağışlama Altarı önünde dua eden kadın
Mexico City’yle ilgili çok fazla detay anlatmayacağım. Anlatmaya kalkarsam bu yazı bitmeyecek çünkü. Anlatmak istediğim, yalnızca Tlatelolco ve Plaza de Las Tres Culturas ile Bağımsızlık Günü kutlamaları.
Plaza de las Tres Culturas, tercümesiyle Üç Kültür Meydanı’nın Meksika demokrasi tarihinde önemli bir yeri var. 1968 yılında, devletteki yolsuzluklar ve bezdiren baskıcı rejime karşı halkta huzursuzluklar başlamıştır. Öğrenciler ve işçiler şehrin çeşitli yerlerinde gösteriler düzenlemektedir. O zamanki Devlet Başkanı Gustavo Diaz Ordaz, tam da olimpiyatlar arifesinde, Meksika’yı dünyaya istikrarsız bir ülke olarak gösterecek bu tür kalkışmaları şiddetle bastırmak ve ortalığı süt liman göstermek kararlılığındadır. 2 Ekim 1968’de Meksika Olimpiyatları’nın başlamasından 1 hafta önce, Plaza de las Tres Culturas’ta bir miting düzenlenir. Miting alanı polisler tarafından sarılmıştır. Tansiyonun en yüksek olduğu bir anda, polis tarafından konuşma kürsüsünden geldiği iddia edilen silah sesi, felaketi tetikler. Ardından, kalabalık içinden ve alanı çeviren polislerden sürekli ateş edilmeye başlanır. Alanı çeviren polis barikatı, göstericilerin kaçmalarını engellediği için silah kurşunuyla vurulanların yanında ve büyük ölçüde ezilerek ölenler olur. Gün sonunda, resmi rakamlara göre 20, iddialara göre 400’ün üzerinde gösterici ölmüştür. Bu size bir şey hatırlattı mı?
Bu olayın ve katliamın basında yer alması devlet erkince engellenir; tüm basın ve yayın kuruluşlarına sansür uygulanır. 1968 Meksika Olimpiyatları, büyük bir ‘huzur ve güven ortamı’ içerisinde yapılır, biter.
Aradan 30 küsur yıl geçtikten sonra, Meksika’nın ilk muhalif Cumhurbaşkanı Vicente Fox’un talimatıyla, olayın araştırılması ve suçluların bulunup, cezalandırılması için bir kurul oluşturur. Ancak yapılan tüm çalışmalar sonunda duvarlara çarparak başarısızlıkla sonuçlanır. Ya bu size bir şeyler hatırlatıyor mu?

Plaza de las Tres Culturas, arkada Templo de Santiago ve önünde, 2 Ekim 1968’de ölenlerin anısına dikilen anıt… Üzerinde “Adelante!” (“İleri!”) yazıyor
Bu arada, Mexico City’den birkaç fotoğraf da koyayım :

Plaza de la Constitucion’da ‘büyücü’

Madero Caddesi’nde çamaşırcı

Plaza de la Constitucion’da kostümcü

Paseo de La Reforma’da, Columna de la Independencia

Paseo de la Reforma üzerinde EcoBici istasyonlarından birisi

Kahve muhabbeti
Mexico City’den son olarak Bağımsızlık Günü kutlamalarını anlatayım da, bu bölümü de bitireyim. Daha önce de anlatmıştım; 16 Eylül Meksika’nın Bağımsızlık Günü. 1810’daki bağımsızlığın ve 1910’daki devrimin yıldönümleri aynı gün Bağımsızlık Günü olarak kutlanıyor. Aslında kutlamalara 15 Eylül gecesi başlanıyor ve en büyük cümbüş de o gece oluyor. Bu yılın özelliği, bağımsızlığın 200’üncü, devrimin de 100’üncü yılına denk geliyor olması. Bu yüzden de daha bir görkemli kutlanacak. Plaza de la Constitucion’da toplanan yüzbinler, Başkan Felipe Calderon’un üç kez “¡Viva Mexico!” diye haykırmasının ardından, çılgınca eğlenecekler ve havai fişek gösterileriyle coşacaklar. Öze’yle o izdihamda ezilmek istemediğimiz için, Mexico City’nin en büyük caddesi Paseo de la Reforma’da akşam üzeri başlayan geçit resmini seyrettikten sonra, cantina’ya gittik. Çıktığımızda da havai fişek gösterileri başlamıştı.

Geçit resminden…





…ve geçit resminden birkaç kare

Ordu-millet elele!

Öze , törenlerden sonraki gece, Plaza de la Constitucion’da
Teotihuacan
Meksika’yı gezip de, Teotihuacan’ı görmeyen var mıdır? Hele turla gitmişseniz ve güzergâhınızda Mexico City de varsa, mutlaka burayı da görmüşsünüzdür. Şehrin yaklaşık 50km kuzey-doğusundaki bu tarihi yerleşime Öze’yle gittik. Yalnız gitseydim fazla bir şey anlamadan, elimdeki kitapta yazılı olanlarla yetinip, bir-iki saatte bitirirdim herhalde. Öze’yle olunca 6-7 saati buldu, geçirdiğimiz süre. Akşamüstü döndüğümüzde ikimizin de yüzü pancar gibi kızarmıştı, o kadar saat güneşin altında kalmaktan.
Geçmişi milattan 200 yıl öncesine kadar dayanan Teotihuacan en görkemli zamanını MS 5. yüzyıl civarında yaşar. O zamanki nüfusunun 200,000’lere yaklaştığı rivayet olunur. Zapotecler’le başlayan, Mixtecler ve Mayalar’la devam eden Teotihuacan’ın bilinen tarihinde, şehrin esas kurucusu olan kavimle ilgili net bir bilgi yok; Totonaclar olduğu varsayılıyor.
Calzada de los Muertos (Ölüler Yolu) Teotihuacan’ı bir baştan öbürüne, kuzey-güney doğrultusunda kateden ana yol. Tüm yapılar bu yol üzerinde sıralanmış. Yolun kuzey ucundaki Ay Piramidi (Piramide de la Luna) ile, onun yaklaşık 800mgüney-doğusundaki Güneş Piramidi (Piramide de la Sol), Teotihuacan’ın ziyaretçileri için birer ‘mukavemet testi’. Güneş piramidi, 70m yüksekliği ve 222’şer metrelik kenar uzunluklarıyla dünyanın en büyük üçüncü piramidi; Mısır’daki Keops ve -yine- Meksika’daki Cholula piramitlerinden sonra.

Ay Piramidi’nden Teotihuacan’ın bir bölümü ve Güneş piramidi

Öze ve Ay Piramidi

Teotihuacan’dan bir detay
Oxaca, Mazamitla, Monte Alban, Tepoztlan ve diğerleri
Lando’nun, günlerce bir arpa boyu ilerlemeyen gümrükleme ve nakliye işlerini beklerken, kiraladığım arabayla Mexico City ve Guadalajara civarında olabildiğince gezmeye çalıştım. Onlardan bazılarıyla ilgili bilgileri, aşağıda ‘fotoğraf altları’yla vereceğim.



Meksika’nın belki de en sevimli şehri, Oxaca. İki gece-bir günlük Oxaca ziyaretimde beni en çok etkileyen, Santo Domingo de Guzmán kilisesinin tavan süslemeleriydi

Oxaca sokaklarında, yaklaşan Bağımsızlık Günü kutlamaları için satılan Meksika bayrakları ve süslemeler

Meksika’da ayakkabı boyatmak, bizde de bir zamanlar olduğu gibi, bir ‘keyif’ adeti

Oxaca’da bir yerli aile; baba akordeon çalarken, aile gelecek bahşişle ‘sebeplenmeyi’ bekliyor
Oxaca’nın hemen birkaç kilometre dışındaki Monte Alban (Beyaz Dağ), Zapotecler tarafından MÖ500 yıllarında kurulmuş ve daha sonra kendilerine başkentlik yapmış tarihi bir şehir.

Monte Alban’da Juego de Pelota (Top Sahası). İki taraftaki eğimli yüzeyleri tribün zannetmeyin; topun yuvarlanması için eğimli yapılmışlar

Monte Alban’da bir dikilitaş. Moğolistan’dakilere ne kadar benziyor, değil mi?

Santa Maria del Tule, Mitla yolunda ufak bir kasaba. Kasabadaki molamda, kiliseden çıkan bir cenaze törenine rast geldim. Orkestra başta, tabii



Santa Maria del Tule’deki kilisenin bahçesinde, dünyanın en şişman ağacı var; çapı 14 metre, çevresi ise 42 metre. Bir montezuma servisiymiş. Fotoğraf karesine ancak bu kadarı sığdı. Altta da, gövdeden bir detay…





Mitla, Oxaca’nın 46km güney-doğusunda tarihi bir kent. Çevresi modern Zapotec yerleşimi ile çevrili olan tarihi Mitla, 12-13. yüzyıllardan kalma



Mazamitla, Guadalajara’nın güneyindeki Zona de Montaña’da (Dağlık Bölge) bir dağ köyü. Şirin, ahşap binaları, güzel yerel restoran ve caféleriyle ‘entel’ Meksikalılar’ın hafta sonu kaçamak yeri
Piramide de Tepozteco, Mexico City’nin güneyinde, Tepoztlan kasabasından 400m yüksekte. Ama bu 400m’yi, 2.5km’lik zorlu bir tırmanışla aşıyorsunuz. Bendeniz bu zorlu tırmanışı, üzerimde ince bir t-shirt, ayağımda şort ve parmak arası terliklerle, tırmanışa başlamamdan 5 dakika sonra başlayan, tepeye vardığımda ara veren, inişimde sonuna kadar devam eden bir tropik yağmurla birlikte yaptım. Neden böyle tedbirsiz gittiğimi soranlars; Öze’yi yanlış anlamışım. Piramidin dibine kadar arabayla gidiliyor dediğini hatırlıyorum; yanılmışım.

El Tepozteco’nun sarp yolları

Piramide de Tepozteco

Beyaz burunlu coati. Meksikalılar bunlara tejón diyorlar. Ancak tejón ‘porsuk’ demek. Halbuki coatiler rakun soyundan bir hayvan. El Tepozteco’da o kadar çoklar ve o kadar insana alışıklar ki…
*     *     *
Böylece seyahatimin, Meksika’da verdiğim bitirme kararım ve arkasından başlayan sancılı nakliye ve gümrükleme sürecinin sonuna kadar olan kısmı tamamlanmış oldu. Vazgeçip, yeniden başlamaya karar verdikten sonraki yeni bölüm, 18 Şubat 2011 akşamı, Lando’yu gemiyle gönderdiğim A.B.D.’nin Savannah kentine varmamdan sonra start alıyor.
O zamana kadar, hosça kalın!
Ali Eriç
İstanbul; 8 Şubat 2011
Anasayfa | Başlarken | Araç ve Hazırlık | Rota | Ülkeler | Destekçiler | İletişim


Facebook Paylaş